Türker Alkan, bilimin işlemesi için ateizmi kabul
etmesini, yani maddesel dünyada hiç bir İlahi müdahale olmadığı
varsayımını temel alması gerektiğini ileri sürmektedir.
Çok yaygın ve çok büyük bir yanılgıdır bu.
Önce şunu belirtelim: Bilimin hiç bir önyargı olmadan işlemesi
gerektiği herkesçe kabul edilen bir kuraldır. Bunu Türker
Alkan da kabul edecektir. Ama o ve onun gibi düşünenler,
ateizmin bir önyargı olmadığını, teknik bir gereklilik olduğunu
söyleyeceklerdir.
Bunun neden yanlış bir değerlendirme olduğunu
şöyle izah edelim:
Allah'a inanmak veya inanmamak konusunda hiç
bir görüşü olmayan, tümüyle "nötr" bir insanın
bakış açısını düşünelim. Önünde iki farklı seçenek vardır:
1) Gördüğü evren, bir Yaratıcı tarafından var
edilmiş ve O'nun müdahaleleri ile bugünkü durumuna gelmiş
olabilir.
2) Gördüğü evren, yaratılmamış, hiç bir dış müdahaleye
maruz kalmayan, kendi içine kapalı bir maddi sistem olabilir.
Bu iki seçeneğin her ikisini de seçmekte özgürdür.
Ama eğer bunlardan herhangi birisini, diğerini hiç düşünmeden
kabul ederse, sanırız Türker Alkan da bunu "önyargılı"
bir seçim olarak değerlendirecek ve doğru bulmayacaktır.
Bilim yaparken bilim adamları da üstteki iki
farklı seçenekle karşı karşıya gelirler. Ve yapmaları gereken,
"bilim adamı" olmanın bir gereği olarak, bu iki
seçeneğin hangisinin doğru olduğu sorusuna bilim yoluyla
cevap aramalarıdır. Evrende madde-ötesi bir aklın gücünün
tecellileri mi vardır yoksa evren, yaratılmamış ve rastlantılarla
şekillenmiş bir madde yığını gibi mi durmaktadır,? Bilim
bu sorulara cevaplar getirebilir.
Ama dikkat edilirse Türker Alkan, üstteki seçeneklerden
sadece ikincisinin bilime temel olabileceğini, bilim adamlarının
bu ikinci seçeneği gözü kapalı olarak kabul etmelerini,
ondan sonra bilim yapmalarını savunmaktadır Yani, önyargıyı
savunmaktadır!
Bu önyargıyı "bilimsel araştırma, algılayabildiğimiz
evren içindeki düzenlilikleri ve nedensellik ilişkilerini
araştırır" diye savunmak, durumu kurtarmaz. Çünkü bu
iddia, evrendeki her şeyin nedensellik ilişkileri ile açıklanabileceği
varsayımı üzerine kuruludur. Peki ama evrende nedensellik
ilişkileri dışında da etkiler varsa? Evren, sadece maddenin
biribirini etkilemesiyle değil, madde-ötesi bir Yaratıcı'nın
maddeyi yoktan var etmesi ve etkilemesiyle de oluşmuşsa?
Sayın Türker Alkan'ın savunduğu bilim anlayışı, bu ikinci
ihtimali baştan gözardı ettiği için önyargılıdır ve dolayısıyla
bize evrenin gerçeğini bulma hakkında yardımcı olamaz.
Gerçekte bilimin ateist olmak, yani "evren
sadece maddeden ibarettir, madde ötesinde bir bilinç yoktur"
şeklindeki bir dogmaya inanmak zorunluluğu yoktur. Bilim
bulguları inceler ve bulgular bizi nereye götürüyorsa onu
kabul eder. Etmelidir.
Şunu da hatırlatalım: Buraya kadar argüman gereği
"peki ya böyleyse" diye bir ihtimal olarak öne
sürdüğümüz açıklama, aslında somut bir gerçektir: Bugün
astrofizik, fizik, biyoloji gibi farklı bilim dalları, evrende
ve doğada rastlantılarla açıklanması imkansız bir tasarım
olduğunu açıkça göstermektedirler. Deliller, Yaratıcı'nın
varlığını kanıtlamaktadır. Kanıtsız olan "inanç"
ise ateizmdir.
Bir bilim adamı, yeryüzündeki dinlerin hiç birine
inanmasa, hatta din diye bir kavramdan habersiz bile olsa,
"evrenin kökeni nedir" sorusunu araştırarak Allah'ın
varlığını bulabilir. Evrende büyük bir ahenk ve tasarım
olduğu açıktır ve bunun bir Yaratıcı tarafından oluşturulduğu
sonucuna varmak için, salt gözlem ve akılcı değerlendirme
yeterlidir.
Gerçekte bilim ve din, aynı gerçeğe giden iki
farklı yoldur. Bilimsel bilginin kaynağı, evrenin gözlem
ve deney yoluyla incelenmesidir. Dini bilginin kaynağı,
evreni yaratmış olan Yaratıcı'dan bize gelen mesajdır. Bunların
ikisinin de aynı noktaya varması, ikisinin birbirine karışması,
"bilimin din tarafından yönlendirilmesi" anlamına
gelmez.
Dolayısıyla materyalizme ve özelilkle de Darwinizm'e
inananların, canlıların kökeninin "yaratılış"
olduğunu belirten her açıklamaya karşın "siz bilimle
dini karıştırıyorsunuz" demeleri çok yanlıştır. Bilim,
kendi yöntemleri ile;
- Tüm maddesel evrenin yoktan var edildiğini
ve insan yaşamının gerektirdiği çok hassas bir "ayarlama"
ile düzenlendiğini,
- Canlılığın en basit biriminin bile, rastlantısal
doğa olayları ile açıklanamayacak kadar kompleks olduğunu
ve dolayısıyla bir "bilinçli tasarım"ı kanıtladığını,
- Yeryüzündeki canlıların tüm temel vücut planlarının
aniden, daha önce bir ataları olmadan, aynı jeolojik devirde
(Kambriyen devir) ortaya çıktığını,
gösterdiğine göre, evrenin ve canlıların "yaratıldığını"
gösteriyor demektir. Bu, tümüyle bilimsel bir sonuçtur.
Bu bilimsel sonucun, yani yaratılışın, evrenin
ve canlılığın Allah'ın eseri olduğunu bildiren İlahi dinlerle
(İslam, Hıristiyanlık ve Musevilikle) uyumlu olduğu doğrudur.
Ama dikkat edilirse yaratılışın kanıtları olarak bu dinlerin
İlahi kitapları değil; astronomi, fizik, kimya, biyoloji,
genetik gibi bilimsel deliller ileri sürülmektedir. Dolayısıyla
Türker Alkan'ın veya diğer materyalizm yanlısı yorumcuların
yaratılışa olan "bu bilim değil dindir" şeklindeki
itirazları anlamsızdır.
Belki bir tek yaratılışı savunan bilim adamlarının
dini bir motivasyonla hareket ettiklerini söyleyebilirler.
Ancak bu itiraz, tartışmanın diğer tarafının motivasyonuna
da bakılınca anlamsızlaşmaktadır: Onlar da ateizme olan
felsefi bağlılıklarının getirdiği bir motivasyonla hareket
etmektedirler. "Bize entellektüel olarak tatmin bulmuş
ateistler olma şansını verdiği için Darwin'e müteşekkiriz"
diyen Darwinist Richard Dawkins gibi...
Önemli olan kimin motivasyonunun nereden geldiği
değil, kimin kanıtlarının güçlü olduğudur. Konuyu önyargısız
inceleyen herkes, yaratılışın kanıtlarının ezici gücünü
görecektir.
Türker Alkan'ın üçüncü bir yanılgısı ise, din
dendiğinde, hep dinde yeri olmayan bir takım hurafeleri
gözünün önüne getirmesidir. Yazısında "din"den
söz ederken ya 1999 depremi hakkında yapılan bazı yanlış
yorumlardan ya da "muskacılık"tan örnek vermesi,
konuyu hatalı değerlendirdiğini göstermektedir.
Türker Alkan'ın bu hatalı yaklaşımını, yazısının tek doğru
paragrafının sonunda görüyoruz:
"Benim kişisel fikrimi soracak olursanız,
bilim adamlarının çoğunun (özellikle fizik bilimlerle ve
biyolojiyle uğraşanların) Tanrı'ya inandıklarını sanıyorum.
İnsanların bilgileri derinleştikçe, evren ve yaşam öylesine
muhteşem bir mimariyle inşa edilmiş ki, bütün bunlar rastlantı
eseri olamaz, diye düşünmeleri çok doğal. Ama bu düşünceyi
bilimsel alana uygulamaya kalkacak olursanız, hastalıkları
muskayla iyileştirmeye kalkarsınız ki, sonuç hiç de parlak
olmaz."
Sayın Alkan'ın bu paragrafı son cümle hariç doğrudur.
Evrenin bir rastlantı eseri olmadığı gerçeğini sezdiği ve
böyle düşünenleri haklı bulduğu için kendisini kutlarız.
Ancak son cümledeki "muskacılık argümanı" şaşırtıcı
derecede hatalıdır.
Biz üstteki doğru paragrafın yanlış sonucunun
yerine, doğru bir ilave yapalım:
Eğer "evren ve yaşam öylesine muhteşem bir
mimariyle inşa edilmiş ki, bütün bunlar rastlantı eseri
olamaz" düşüncesini bilime uygularsanız, Türker Alkan'ın
korktuğu gibi "muskacılık"a değil, aşağıdaki bilimsel
teorilere varırsınız:
Anthropic Principle (İnsani
İlke): 1970'lerden beridir önde gelen astrofizikçiler tarafından
yaygın olarak kabul edilen bu tez, evrende insan yaşamını
gözeten çok hassas bir tasarım (astronomların deyimiyle
"fine tuning") olduğunu savunmaktadır.
Intelligent Design (Bilinçli
Tasarım): 1990'ların başından bu yana Lehigh Üniversitesi'nden
Michael J. Behe, San Francisco Üniversitesi'nden Dean Kenyon
gibi dünyaca ünlü moleküler biyologlar tarafından savunulan
bu tez, canlılıktaki "indirgenemez kompleks" yapıların
Darwinizm'in doğal seleksiyon ve mutasyon mekanizmaları
ile açıklanamayacağını ve bilinçli bir tasarımı kanıtladığını
savunmaktadır.
Bu iki kavram da bugün bilim dünyasının gündeminde
olan son derece ciddi teorilerdir. Bu teorileri destekleyen
bilimsel literatür son derece geniştir.
Türker Alkan'a, en az yarım öncesinde kalmış
yanlış "din-bilim çatışması" kalıplarıyla değil,
çağdaş bilimsel bulgulara göre düşünmesini öneriyoruz. O
zaman, kendisinin de vicdanen hissettiği "evren ve
yaşam öylesine muhteşem bir mimariyle inşa edilmiş ki, bütün
bunlar rastlantı eseri olamaz" gerçeğinin, aynı zamamda
bilimsel bulgular tarafından da desteklenen çok açık bir
gerçek olduğunu görebilecektir.